Brunson kriziyle birlikte Türkiye onları konuşuyor... Kim bu Evanjelistler

Gündem 5 Ağustos 2018 14:17
Videoyu Aç Brunson kriziyle birlikte Türkiye onları konuşuyor... Kim bu Evanjelistler
A
a

Brunson kriziyle birlikte Türkiye onları konuşuyor... Kim bu Evanjelistler...İşte cevabı;

ABD ve Türkiye arasına giren Rahip Brunson'un evanjelist olduğu biliiniyor...İşte tamda bugünlerde Evanjelistlik nedir onun araştırıldığı zaman dilimlerinde Nazif Ay, konuyu aydınlatmak için bir yazı kaleme aldı...

işte o yazı;
Tahmin ediyorum ki, bir Hristiyan din adamının süper güç diye vasıflanan Amerika Birleşik Devleti tarafından ve onun Devlet Başkanı Donald Trump tarafından azizlik payesiyle kutsanıp diplomaside en üst seviyede savunulması, tüm ülke stratejisinin adeta bu gizemli kişinin üzerine kurulması herkesi meraklandırıyordur. Yine tahminimce, rahipten ziyade, onu bu derece önemli kılan ardındaki gücün ne olduğu merak uyandırıyordur.

Ben, Rahip Brunson’un değil, onu bir rahibin ötesine taşıyan mistik, siyasal ve dinsel mahfilleri ile bu mahfilin temsilcilerini konu edineceğim. Anlaşılabilir olması için elimden geldiğince çarpıcı örnekleri ve şahsiyetleri kaynak olarak kullanacağım.

Evanjel kelimesinin kaynağı Yunancada "İyi haber" veya "Müjde" anlamına gelen "evangelion"dur. Dolayısıyla Evanjel, İncil anlamına gelmektedir.

Evanjelizm "Kutsal kitaba yönelmek" demektir. Kutsal kitaptan maksat sadece İncil değil, aynı zamanda Eski Ahit denilen Tevrat ve onunla birlikte Zebur, öteki adıyla Mezmurlar’dır. Ama asıl ilham kaynağı elbette İncil’dir, yani İncil’i oluşturan kitaplardır. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna tarafından yazılmış dört kanonik, yani Hristiyan otoritelerince kabul edilip doğrulanmış İncil’lerin her birine "Evanjel" denir.

EN BÜYÜK GÖREVLERİ

Evanjelizm adını ilk kullanan kişi, Reform hareketinin lideri Martin Luther'dir.

Evanjelizm, genel anlamıyla İncil'ler hakkında vaaz vermektir. İsa üzerinde yoğunlaşan bu vaazların amacı Hristiyan olmayanları bu dine davet etmektir.

Evanjelizm, Amerika'daki Hristiyan toplumunun en tutucu ve radikal dinci kanadıdır. Aslında kapitalizmin gizli dini Evanjelizm’dir, diğer ezoterik ve masonik yapılar bu dinin mezhepleri konumundadır.

Evanjelikler, Eski Ahit'te savunulan; Yahudilerin Tanrı'nın seçilmiş halkı olduğu, kutsal toprakların (Kenan diyarı veya Tanrı tarafından Yahudilere vaat edilmiş Arz-ı Mev'ud’un) Yahudilerin malı olduğu ve Yahudilerin Mesih'in gelişiyle birlikte dünya egemenliğine ulaşacakları şeklindeki kehanetlerini kabul ederler. Bu konuda kendilerine düşen en büyük görevin ise Yahudilerin dünya egemenliğine destek olduğunu düşünürler.

Bir nevi Hristiyanlık ve Yahudiliğin karışımından meydana gelen ve Protestanlığın bir alt mezhebi olan Evanjelistlere "Siyonist Hristiyanlar" da denilmektedir.

Bu noktada bir parantez açmak gerekir. Son dönemlerde "Siyonist Müslüman" modellerinin de ortaya çıktığını gördük. Gülen cemaatine ait Aksiyon dergisinin Aralık 2003 tarihli sayısının kapağında, "İnsanlık O'nu bekliyor: Hz. İsa" haberi vardı. Oysa Mesih inancının Kur'an'da olmadığı biliniyordu. Buna rağmen Said Nursi ve takipçisi nurcular, "Müslüman İseviler" diye bir tanım ortaya çıkarmışlardı. Buna göre, Mesih İsa yeniden dünyaya gelecek ve İseviliği Müslümanlıkla birleştirecekti. Ayrıca nurcu Fethullahçıların öncülük ettiği "İbrahimi Dinler", "Ilımlı İslam" ve "Dinler Arası Diyalog" gibi akımlarla İslamiyet'in Protestanlaştırılmak istendiğini biliyoruz. Araştırmacı Kemal Akmaral'ın bir tespitini aktarmak istiyorum: "Bugün bütün İslam dünyasında samimi Müslümanlardan daha koyu Müslüman görünen bir sürü Yahudi ajanı, casusu vardır. Yahudiliğin ve İsrail'in en şiddetli ve koyu düşmanı gibi görünen nice kodaman zengin İslamcı şahıs, gerçekte İsrail'in hizmetinde çalışmaktadır."

METODİSTLERİN EVANJELİZMLE İLİŞKİSİ

Günümüzde Metodist Kilisesi mensupları yoğun olarak Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Kanada ve bu ülkelerin sömürgelerinde yaşamaktadırlar. Metodistler, yaşadıkları ülke nüfusuna oranla sayıca az gibi görünmelerine rağmen etki alanları oldukça geniştir. Bu açıdan bakıldığında özellikle ABD'nin iç ve dış politikasında dolayısıyla dünya siyasetinde oldukça etkili oldukları görülmektedir. Metodist Kilisesi ve bu kilise mensuplarının dinî düşünce ve görüşleri, onların felsefi ve siyasi fikirlerinin arka planının temellerini oluşturmaktadır. Metodistler özellikle geçen yüzyılın son üst düzey yöneticileri olmuşlar ve dünya siyasetine yön vermişlerdir. Metodist Kilisesi'nin mensuplarından biri olan George Bush'un iktidara getirilme süreci dikkate alındığında, bilinen misyon yöntemlerinin yanı sıra, üst düzey yöneticiler vasıtasıyla İsa'nın yeryüzüne gelişini kolaylaştırmak için dünyayı zorla bir kargaşa ve savaş ortamına sürüklemektedir. Çünkü onlara göre, İsa yeryüzüne gelerek barışı ihdas edecek ve Tanrı Krallığı'nı kuracaktır. (Bayram Polat, Evanjelik Bir Hareket Metodist Kilisesi, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2008.)

BAPTİSTLERİN EVANJELİZMLE İLİŞKİSİ

Baptistler, Protestanlarla aynı temel inançları paylaşan ama vaftizin yalnızca inananlara yapılması gerektiğine inanan Hristiyan gruptur. Baptistler, tek bir kilise ya da mezhep oluşturmamışlar, kilise yönetiminde yerel cemaati tek yetkili sayan cemaatçi örgütlenme biçimini benimsemişlerdir. Tüm Protestan yapılar gibi Baptistler de Evanjelizm'e omuz vermiş bir inanç grubudur.

EVANJELİZMİN GELİŞME SÜRECİ

ABD Başkanı Ronald Reagan 1983'te bir söyleşide şunları söylemiştir: "Aşikâr ki, Eski Ahit'teki eski peygamberlerimize ve Armageddon'la ilgili önceden haber verilmiş alametlere geri dönüp baktığımızda, 'Acaba olacakları görecek nesil biz miyiz?' diye merak ediyorum. İnanın bana, bu kehanetler açık bir şekilde yaşamakta olduğumuz bu günleri gösteriyor.” (Ensar Çetin, "Hristiyan Fundamentalizmi Ortadoğu'da Tanrıyı Kıyamete Zorlama Stratejisi", Çankırı Karatekin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 5 (1), s.6.)

Hristiyan siyonizmi olan Evanjelizmin kökenleri 17. yüzyıl İngiltere'sindeki isyankâr püriten (tutucu) küçük burjuvaziye kadar uzanır. Bunlar, Katolik kilisesini tanımadıkları gibi, İngiltere'deki yarı Katolik Anglikan kilisesinin hâkimiyetini de kabul etmiyorlardı.

Dünya üzerindeki hiçbir kralı tanımayan bu Protestanlara göre, gerçek kral olan Mesih İsa kıyametten önce geri gelecek ve Tanrı'nın dünya üzerindeki krallığının başına geçecektir. Bunun için kendisine inanmayanlarla savaşacak ve hepsini yok edecektir.

Armageddon, yani Megiddo veya Mecidiye Savaşı aslında dünyadaki ilk savaşın adıdır ve son savaşın adının da böyle konulması istenmektedir. Anlaşılan nostaljide sadece romantizm değil, vahşete özlem de söz konusu.

Püritenliğin en önemli özelliği; Martin Luther ve Calvin'in başlattığı "Eski Ahit'e yönelme" hareketini daha da radikal bir çizgiye götürmek ve Eski Ahit'i yani Tevrat'ı neredeyse inançlarının tek kaynağı haline getirmektir. 

İngiltere'de baskı gören Püritenlerin önemli bir kısmı "Yeni Dünya Amerika"ya göç etmişlerdi. Kendilerini, İsa Mesih'in geri döneceği ortamı hazırlamak üzere Tanrı tarafından seçilmiş bir grup olarak görmeye başlamışlardı. Onlar için Amerika da vaat edilmiş topraklardı. Fakat ilk başlarda Amerikan siyasetine, Protestan Amerikalıların yayılmacılık doktrini olan ve 19. yüzyılın başlarında Batı’da Kaliforniya'ya, güneyde Teksas'a doğru yayılmanın ideolojik, mistik ve ahlaki altyapısını oluşturmuş olan "Manifest Destiny" (Tanrı'nın öngördüğü) doktrinine katkı yapmak dışında fazla etkileri olduğu söylenemezdi. Çünkü Washington eliti çoğunlukla seküler aydınlardan oluşmaktaydı. ABD, İkinci Dünya Savaşı'na kadar içe kapalı politikaları benimsediğinden Püritenlerin, yani Evanjelizmin atalarının dünya siyasetinde pek fazla etkileri olmadı. Politikayla ve Washington yönetimiyle araları genellikle soğuktu.

İkinci Dünya Savaşı sonrası Nixon ile yavaş yavaş politikaya ısınmaya başlayan Evanjelist taban, asıl uyanışını ise Ronald Reagan döneminde gerçekleştirdi. Bill Clinton döneminde bir miktar geri planda kalsalar da, kendisini "Tanrı'nın kelamını dünyaya getiren adam", Beyaz Anglo-Sakson Protestan (WASP) Amerikalıları da "Tanrı'nın seçtiği halk" olarak tanımlayan ve İncil’in kehanetlerine inanan oğul George W. Bush döneminde Neoconlarla (yeni muhafazakârla) sahneye çıktılar.

Bugün Evanjelistlerin, ABD'nin ulusal ve uluslararası politikalarını etkileyecek güçte olduğu tartışılmaması gereken bir gerçektir. Neoconların yaşama geçirmeye çalıştıkları BOP'un (Büyük Ortadoğu Projesi), Evanjelistlerin "Yahudilere vaat edilmiş Topraklar" ve "Armageddon Savaşı" inançlarıyla birebir ilişkili olduğu anlaşılmaktadır.

Evanjelistler dünya çapında güçlü televizyonlardan, gazete yayınlarından, internet sitelerinden, video oyunlarından, sinema sektöründen ve bilim-kurgu romanlarından yararlanarak misyonerlik yapmaktadırlar. Bunun neticesinde Amerika'daki Evanjelist Protestanların sayısında ciddi bir artış gözlenmektedir. Evanjelistler 1987'de Protestan nüfusun yüzde 41'lik bir dilimini oluştururken, 2004'e gelindiğinde bu oran yüzde 54'e ulaşmıştır. Nüfusu 300 milyonu bulan Amerika'da Evanjelistlerin sayısı 100 milyonu aşmıştır. 1950 yılında tüm dünyadaki sayıları 4 milyon kadarken, 2004 yılı rakamlarına göre 500 milyonu aştıkları görülüyor.

Evanjelik inanca göre; Tanrı'nın Evanjelik Protestan Hristiyanlar için olan uhrevi (öbür dünyayla ilgili) ve Yahudiler için de dünyevi olmak üzere iki planı vardır. Öteki dinlere mensup insanlar ise Tanrı için önemsizdir.

Tanrı'nın Yahudilerle ilgili planı gereği Yahudiler, vaat edilmiş topraklara dönüp Büyük İsrail'i kuracak ve dünyaya egemen olacaklardır. Evanjelikler ise bu plana destek olacaklar ve kendileri için kurtuluş ahirette gerçekleşecektir. Eski Ahit ve Yeni Ahit'ten (İncil) oluşan Kitabı Mukaddes'e göre, İsa Mesih'in yeryüzüne yeniden inebilmesi için Yahudilerin, "Ken'an Diyarı" olarak da adlandırılan ve kendilerine Tanrı tarafından vaat edildiğini iddia ettikleri topraklarda toplanmış olması gerekmektedir. Evanjelist Hristiyanların Yahudilere ve İsrail'e duydukları sempatinin ve Evanjelizm-Siyonizm ittifakının kaynağı işte bu inanıştır.

Evanjelik inanca göre, Mesih geldiğinde Yahudiler ve Evanjelikler bir yanda olacak, bunların haricindeki diğer insanlar ise diğer yanda olacak ve iki taraf arasında büyük bir savaş, yani "Armageddon Savaşı" yaşanacaktır. İsa önderliğindeki Yahudiler ve Evanjelikler savaşı kazanarak dünya egemenliğine ulaşacaklardır.

İNANDIKLARI 7 AŞAMA

Evanjelistlerin oluşacağına inandıkları yedi aşama şöyledir:

1-Yahudilerin Filistin'e geri dönmeleri. Hitler'in zulmünden kaçarak Filistin'e dönen Yahudilerin, 1948 yılında İsrail Devleti'ni kurmaları ve ardından 1967 yılında Kudüs'ün tamamını ele geçirmeleri, Evanjelik Protestanlar tarafından Mesih'in gelişinin yaklaştığına dair güçlü ipuçları olarak değerlendirilmektedir.

2-Büyük İsrail'in kurulması. "Büyük Ortadoğu" veya "Genişletilmiş Ortadoğu" olarak adlandırılan proje çerçevesinde Irak ve Afganistan'ın işgal edilmesi, İran ve Suriye'yi de işgal etme planları ve Irak'ın kuzeyi ile Güneydoğu Anadolu bölgemizi içine alan bir Kürt Devleti kurma hazırlıklarını da bu çerçevede değerlendirebiliriz.

3- Yahudiler de dahil olmak üzere tüm dünya uluslarına İncil'in "müjde" olarak vaaz edilmesi. Misyonerlik faaliyetleri bununla bağlantılıdır. Rice Üniversitesi sosyoloji profesörü William Martin'e göre, "Yabancı memleketlerde faaliyette bulunan Protestan misyonerlerin yaklaşık yüzde 90'ını Fundamentalistler (köktendinci, radikal dindarlar) ve Evanjelikler oluşturmaktadır." Türkiye’de tutuklu bulunan ABD vatandaşı papaz Andrew Craig Brunson meselesini ve ona sahip çıkma adına sesini yükselten Başkan Donald Trump’ın duyarlılığını da bu bağlamda düşünmek gerekmektedir.

4- Yedi yıl sürecek olan felaket dönemi. Türbülasyon (bir çeşit kıyamet senaryosunun yaşanması) veya kaos olarak da adlandırılan bu dönemde Yecüc ve Mecüc orduları tarafından İsrail işgal edilecek ve ABD ile İngiltere İsrail'in yardımına geleceklerdir. Acaba bu inanıştan yola çıkarak ABD ve İngiltere, İsrail'in yardımına kolayca koşabilmek için Kıbrıs'ı, Suudi Arabistan'ın kuzeyindeki Dahran'ı ve Kuzey Irak ile Kuzey Suriye’yi üs olarak kullanıyor olabilir mi?

5- İsa'nın ikinci kez dünyaya gelişi.

6- Armageddon Savaşı.

7- Kıyametin kopmasıyla, İncil'e ve İsa Mesih'e iman edenlerin cennete yükseltilmeleri.

Evanjelistlere göre, insanlığın kaderi ilahi bir senaryo ile önceden belirlenmiştir ve herkes gibi Yahudiler de bu kozmik tiyatroda kendilerine biçilmiş rolü (Büyük İsrail'i kurmak) oynamaktadırlar.

Evanjelizm inancı tutarsızlık ve komiklikle doludur. Örneğin; sadece 150 bin kadar Yahudi İsa'ya iman edeceği için, bunun haricindeki yaklaşık 12,5 milyon Yahudi Armageddon Savaşı'nda yok edilecektir. Yani savaştan ölen Evanjelik Hristiyanlardan sonra kala kala 150 bin Yahudi dünyada kalmaktadır. Bu 150 bin Yahudi mi (cennete yükselen 500 milyon Evanjelisti de çıkarsak) yaklaşık 6 milyar insanı yenerek yeryüzünden silecektir. Ve savaştan sonra İsa, krallığını kurunca çoban misali bu 150 bin Yahudi’yi bin yıl boyunca yönetecektir. Sonra hep birlikte cennete gideceklerdir!

İkinci komik örnek ise, kimi Evanjeliklere göre, İncil'e ve Mesih'e iman edenler Armageddon Savaşı'ndan zaferle çıktıktan sonra cennete yükseltilmektedir. Peki, öyleyse bu durumda "Yeniden dirilerek yeryüzüne dönen İsa, Davud'un tahtına oturarak bin yıl boyunca dünyayı yönetecek olduğu krallığını kuracak"inancından yola çıkarsak ve diyelim ki Armageddon Savaşı'ndan zaferle çıkan Yahudi ve Evanjelistler göğe yükseltildiyse ve bunların haricindekiler de yok edildiyse dünya üzerinde kimse kalmamış oluyor. Öyleyse İsa, tek başına kaldığı dünyada kendi kendinin kralı mı olacaktır? Yani yukarıda saydığımız söz konusu aşamalar, her bir Evanjeliste göre kendi içinde yer değiştirebilmektedir.

Kimine göre ise İsa, belirli aralıklarla İncil'e iman edenleri veya kendini Mesih olarak benimseyenleri cennete yükseltmek için yeryüzüne gelip gidecekmiş!

EVANJELİZM İLE SİYONİZM'İN KUTSAL İTTİFAKI

ABD'nin eski başkanı Jimmy Carter şöyle diyor: "1948'de İsrail'in kurulması, Yahudilerin yüzyıllar önce sürgün edildikleri yerden sonunda İncil'de sözü geçen yere tekrar döndüğü anlamına gelmektedir. İsrail Devleti'nin kurulması, İncil’in kehanetinin gerçekleşmesidir."

Yahudilerin, Tanrı'nın seçilmiş halkı olduğuna ve Yahudilere vaat edilmiş topraklara iman, eski Hristiyan öğretisinde var olmayan bir düşüncedir. Hatta Hz. İsa'yı Yahudilerin öldürmüş olması, Kiliseyi geleneksel olarak Yahudi düşmanı haline getirmiştir. Eski Hristiyan öğretisinde "Kudüs" ve "Siyon" gibi kavramlar, öteki dünyaya ait ilahi ve sembolik kavramlardır. Ancak Protestanlar bu kavramları dünyevi kavramlar olarak yorumlayıp Yahudileri önemli bir konuma yerleştirdiler. Bu durum reform hareketlerinden sonra başlamıştır. Reformdan önce Filistin, İsa'nın "kutsal vatanı"dır sadece. O güne kadar geçerli olan öğreti, ne Yahudilerin Filistin'e tekrar geri dönme olasılığına ne herhangi bir seçilmiş millet kavramına ne de bir Yahudi milletinin varlığına yer veriyordu. Kimse Yahudileri, Tanrı'nın Filistin'e tekrar dönmeyi kendilerine mukadder kıldığı "seçilmiş millet" olarak görmüyordu. Reformla birlikte pek çok Hristiyan, Yahudilik ve Yahudilere karşı olan düşmanlıktan (antisemitizm), diğer bir kavram olan Yahudi sempatisine (philosemitizm) adındaki ayrımcılığa yöneldi. Bu anlayışa göre; Yahudiler, Yahudi oldukları için ve Yahudilik dinini uyguladıkları için değil de, Hristiyanların kurtuluşunda ve İsa'nın yeniden dünyaya gelmesinde bir rolleri olduğu için "aziz" dost idi.

Bazı tarihçiler bu durumu Rönesans ve Reform hareketlerinin İbrani literatürüne olan ilgisine ve özellikle Reformun Eski Ahit üzerindeki vurgusuna bağlamaktadırlar. Reformun bu özelliği Yahudilere karşı ilgiyi yaratmış ve Yahudileşme diyebileceğimiz eğilimler gösteren Protestan mezhepleri doğmuştur.

Protestanlıkla birlikte gündeme gelen "Yahudileşme", aynı zamanda "Hristiyan Siyonizmi"nin de ortaya çıkış noktasıdır. "Yahudi olmayan Siyonizm" (non-jewish zionism) denen bu kavram, Yahudi olmadıkları halde Filistin'de bir Yahudi devleti kurmayı isteyen Protestanların düşünce yapısını açıklamaktadır.

AYNI YERDE 2 FARKLI KONGRE

Hristiyan Siyonizm’inin tarihi aslında bugünkü İsrail Devleti'nin kurulmasını hedefleyen politik Siyonizm'in teşekkülünden öncedir. İlk Siyonist Kongresi 1897 yılında Basel'de toplanmıştır. Ancak Filistin'de bir Yahudi yurdunun kurulmasının, Mesih'in gelişinin alametlerinden biri olacağına dair fikirler ilk olarak Oliver Cromwell ve Paul Felgenhauever gibi 17. yüzyılda Protestan lider ve teologlarının söylemlerinde görülmektedir. 18. ve 19. yüzyıllarda da birçok Protestan mezhebi, Yahudilerin, Kitab-ı Mukaddes'teki kehanete uygun olarak Kutsal Topraklara dönmeleri gerektiği yönündeki düşünceyi felsefelerinin temeline oturttular ve bu inanç felsefesi bugüne kadar geldi.

1985 yılında Basel'de ilk Siyonist Kongre'nin yapıldığı yerde bir Siyonist kongresi daha yapılmıştır. Ancak bu kongrenin ilk kongreden çok önemli bir farkı vardır. Çünkü kongrenin adı "Birinci Hristiyan Siyonist Kongresi"dir. Kongrenin sonucunda bazı kararlar alınmıştır. Bunlar arasında, "Tüm dünya Yahudilerinin İsrail'e göç etmeye çağrılması" ve "İsrail'in 1967'de işgal ettiği Batı Şeria'yı ilhak etmesi" de yer almıştır. Bu karar sonrasında izleyicilerden bir Yahudi ayağa kalkarak, "Bu son karara Yahudi halkının üçte ikisinin karşı olduğunu ve kararın yumuşatılması gerektiğini" söylemiştir. Ancak, bu tutum karşısında Uluslararası Hristiyan Elçiliği Temsilcisi'nin verdiği yanıt çok ilginçtir: "İsraillilerin ne düşündüğü umurumuzda değil. Biz Tanrı'nın ne söylediğine bakarız ve Tanrı, o toprakların Yahudi malı olduğunu söylüyor."

Evanjelistlerin referans aldığı Scofield İncili'nde, Scofield şöyle demektedir: "İsa'nın tekrar dönüşünü sağlamak için Yahudiler kendilerinden beklenilen şeyi yapmalıdırlar. Armageddon Savaşı'nda galip geldikten sonra İsa, Kral Davud'un tahtına oturacak ve dünyayı Kral Davud'un tahtından yönetecektir."

Yahudilerin, İsa'yı Mesih olarak kabul etmediklerini, ancak en sonunda ya İsa'ya inanmak zorunda kalacaklarını ya da Armageddon Savaşı'nda öldürüleceklerini belirten Perlmutter ise The Real Anti-Semitism in America (Amerika'da Gerçek Antisemitizm) adlı eserinde, "Ancak bunlar ikincil meselelerdir. Şu sırada İsrail'i desteklemek gerektiğine inanan dostlara ihtiyacımız var. Şayet Mesih gelirse, önümüzdeki seçenekleri o gün değerlendiririz" der ve Yahudileri kastederek, "Şu an için, köprüyü geçene kadar fazlaca detaya takılmayalım" diye ekler.

İşte inançları bu görüşler etrafında şekillenen Evanjelistler, Başkan Bush ve Neocon ekibiyle ABD'nin başına geçmiştir. Bizim de aklımıza, "Acaba Huntington'un 'Medeniyetler Çatışması' tezi salt bu amaca hizmet etmek için ortaya atılmış, 11 Eylül bunun için icra edilmiş, Afganistan ve Irak bunun için işgal edilmiş olabilir mi ve bu doğrultuda NATO'ya yüklenmek istenen yeni misyon da bu amaçlı olabilir mi?" diye bir soru da takılmıyor değil. Ya da“Evanjelizm, emperyalizmin dünyanın en zengin enerji havzalarını ele geçirme ve dünyayı tek hâkim güç olarak yönetme planları için uydurulmuş dinî bir kılıf mı?” demekten kendimizi alamıyoruz.

1949'dan 1995'e kadar geçen 46 yıl boyunca Amerikan vergi mükellefleri İsrail'e dış yardım olarak 62,5 milyar dolar ödemiştir. Bu rakam, yapılan resmi dış yardım rakamıdır. Bunun dışında, yine İsrail'e yönelik büyük meblağlı Amerikan vergi mükelleflerinin ilave yardımı bulunmaktadır.

Ne diyelim, Allah, din adına Hristiyan-Judeo karışımı radikal sapkınların kutsal savaşlarından, yani bir nevi Hristiyanlık cihadından bizi korusun.

Ama aklımızı kullanmadığımız ve önlemini almadığımız müddetçe bu duanın hiçbir işe yaramayacağını bilmeliyiz. Çünkü Allah, aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdıracağını ifade ediyor.

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ