Emre KONGAR

Ecevit’le Tarabya’da: DSP ile umut - 14

18 Ağustos 2018 14:36
A
a

(Anı, olay ve çözümleme karışımı oldukları için, bu diziyi, net ve kısa cümleli köşe yazılarım gibi değil, bir roman üslubuyla, uzun ve karmaşık cümlelerle yazıyorum. Bazen de simgesel ifadeler kullanıyorum; “ABD’nin adayı Özal”gibi. Biraz dikkat rica ederim!) 
Beni ilk kez, araya sekreter koymadan telefonla doğrudan arayan lider Bülent Ecevit’tir. 
O nedenle, 1980’li yılların ortalarında, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin beni (üstelik de sakal baskısı maskaralığıyla) savurduğu Hürriyet’te çalışırken, ısrarla çalan telefonu açtığımda karşımda Bülent Bey’in “Emre Bey size ulaşmak ne kadar da zormuş” diyen sesini duyunca doğrusu pek de şaşırmamıştım. 
(Aslında bana ulaşmak hiç de zor değildi ama, Bülent Bey direkt numarayı bilmediği, gazetenin santralından aradığı için ulaşması uzun sürmüştü.) 
Rahşan Hanım’la birlikte İstanbul’a geleceğini, benimle de görüşmek istediğini söyledi; Tarabya Oteli’nde buluşmak üzere sözleştik.

***

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi bütün Demokratik oluşumlarla birlikte elbette sol siyasetin üzerinden de buldozerle geçmiş ve en büyük oy potansiyelini temsil ettiği için, özellikle CHP’yi düşman bellemişti. 
Benim Ecevit’le yakınlığımı bilen Hacettepe’deki askerci doktor arkadaşlarımın bana “Bu devirde Komünist ol, Sosyal Demokrat olma” diye takıldıklarını anımsıyorum. 
Askerlerin Başbakan Müsteşarlığını yapmış olan Necdet Calp, MGK tarafından, demokratik solu derleyip toparlamak için kurdurulan Halkçı Parti’nin Genel Başkanlığı’na uygun görülmüştü. 
Bu açıdan CHP’nin oylarını toplamaya aday olarak tabandan kurulan ve başına İsmet İnönü’nün oğlu Prof. Erdal İnönü’nün geçirildiği SODEP, MGK’nin baş düşmanı idi. 
Askerler yine bir emekli generali, Turgut Sunalp’ı da orta sağın yani Adalet Partisi’nin mirasına sahip çıkmakla görevlendirmişlerdi. 
1980 darbesinden sonra, Milli Güvenlik Konseyi MGK’nin kapattığı eski partiler yerine kurulan yeni partilerle baskı altında yapılan ve ABD’nin adayı TurgutÖzal’ın, MGK’nin adayı Turgut Sunalp’a karşı kazandığı, denetimli 1983 seçimlerinde, CHP’nin oylarını toparlamak için eski CHP’liler tarafından kurulan SODEP’in Genel Başkanı Erdal İnönü, CHP mirasına Necdet Calp’ın Halkçı Parti’si aracılığıyla el koymak isteyen MGK yani Evren ve arkadaşları tarafından yasaklanmış, böylece parti büyük bir darbe yemişti. 
Seçimlerden bir süre sonra 12 Eylülcülerin Genel Başkan yaptıkları Necdet Calp’ın yerine Halkçı Parti’nin başına Aydın Güven Gürkan seçilince, soldaki dağınıklığı önlemek, CHP’nin mirasını sürdürmek için iki parti birleşmek kararı almışlardı. Nitekim kısa bir süre sonra SODEP ile Halkçı Parti, Aydın Güven Gürkan’ın büyük bir özverisi ve bilgece tavrı ile, Erdal İnönü’nün genel başkanlığında SHP adı altında birleşip CHP geleneğine sahip çıktılar.

***

İşte tam bu oluşumlar sırasında, solda siyaset yapmak isteyen ama CHPdefterini (dünkü yazımda belirttiğim nedenlerle) kapatmış olan ve ayrıca eski liderlerle birlikte MGK tarafından siyaset yapması yasaklı bulunan Ecevit de harekete geçmişti. 
Tarabya’daki konuşmamızda, Bülent Bey, Türkiye’deki Demokrasi’nin büyük bir tehlike altında olduğunu, 1982 Anayasası ile yaratılan Anti Demokratik yapının ancak Demokratik Sol siyasetin geniş kitlelere mal edilebilmesiyle aşılabileceğini, mevcut sol siyasal yapının ise bölünmüş ve dağınık bir görünüm sergilediğini ve böyle bir bilinçlendirme görevini yerine getiremeyeceğini söyledi. 
Rahşan Hanım’la birlikte yeni bir parti kurma girişiminde bulunacağı anlaşılıyordu. 
Üstü kapalı olarak benim de böyle bir girişim içinde yer alıp almayacağımı sorguladı. 
Ben de Türkiye hakkında yaptığı bütün tespitlere katıldığımı, sol hakkındaki eleştirilerinin de haklı olduğunu, ama zaten dağınık olan sol siyaset içinde yeni bir parti kurmanın bu dağınıklığı toparlamak yerine arttıracağını düşündüğümü belirterek, onun üstü kapalı bir biçimde sorduğu soruya, yine üstü kapalı bir biçimde ve elbette çok saygılı olarak olumsuz bir yanıt verdim.

***

Ecevitler kısa bir süre sonra Demokratik Sol Parti, DSP’yi kurarak yeniden aktif siyasete döndüler. 
DSP, ilk başta pek bir varlık gösteremedi, çünkü, SODEP ve HP’nin birleşmesiyle ortaya çıkan SHP, CHP’nin mirasını sahiplenmiş görünüyor ve orta sol oyların temsilcisi rolünü başarıyla götürüyordu.. 
CHP’nin yeniden açılıp başına Deniz Baykal’ın geçmesine ve Erdal Bey’in siyaseti bırakmasından sonra gerçekleşen SHP-CHP birleşmesine kadar da bu eğilim böyle devam etti. 
Derken sahneye yeniden Deniz Baykal çıktı: 
Deniz Baykal’ın SHP-CHP birleşmesinden sonra Genel Başkan olmasıyla, Bülent Ecevit’in hizipçilik konusunda ne kadar haklı olduğu anlaşıldı; CHP gerilemeye, DSP ilerlemeye başlamıştı. 
Bundan sonraki yazılar, Kemal Kılıçdaroğlu-Muharrem İnce olayına gelmeden önce, Erdal İnönü ve Deniz Baykal üzerine olacak. 
DİREN CHP: 
DİREN SOSYAL DEMOKRAT CUMHURİYETÇİ ATATÜRKÇÜLER!

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...