Özcan YENİÇERİ

Geçmişle gelecek arasında siyaset!

13 Temmuz 2018 14:15
A
a

Sakalla bıyık, örsle çekiç, erdemle ekmek arasında kalmak gibi bir şeydir geçmişle gelecek arasında kalmak. İnsana sahte mutlulukla sanal bir tatmin verir.

Aslında geçmiş hiç geçmez gelecek de hiç gelmez! Asıl olan mevcut anın geçmişe uygun ve geleceğe yönelik olarak yaşanmasıdır.

İnsanların geçmişte yaşadıklarının ya da gelecekten umut ettiklerinin hasılası olarak kendilerini görmeleri tereddüde gark olmalarını sağlar.

Tereddütler ise karara varamamak tavır adamı olamamak gibi bir sonucu peşinde getirir.

O da haklı bu da.

Geçmiş gelecekten baskınsa!

Bireyin yaşamında geçmiş gelecekten daha fazla yer işgal ediyorsa o bireyin gelişmemiş bir kafa yapısına sahip olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Geçmişe sığınmak ya da sürekli olup/bitmiş olaylara vurgu yapmak gelecekle ilgili projeksiyonu olmayanların işidir. Geçmişin muhteşem gösterilmesi çoğu kez şimdiki ve gelecek zamanın aşağılanması için bir araç olarak kullanılmaktadır.

Türkiye, her sohbette askerlik hatıralarına sarılan, tarihi, hikâye seviyesinde lakırtılara indirgeyen ve sürekli zihninde geçmişin muhteşemliğini inşa ederek onu devenin hörgücü gibi taşımaya meyilli olan insanlar cennetidir.

Bu durum hem bireysel hem de toplumsal anlamda çeşitli sorunların üremesine neden olmaktadır. Çünkü Hoffer'in söylediği gibi "Yaşayan köpek ölmüş aslandan daha iyidir. Yaşayanlar öleceğini bilir fakat ölüler hiçbir şey bilmez. Ölülerin bu gökyüzünün altında yapılan hiçbir şeyden artık alacak payları yoktur".

Geçmişi unutmadan bugünü en mükemmel biçimde geleceğe yönelik olarak değerlendirmek esas olmalıdır. Geçmiş için bugünü feda etmek -zaman harcamak- yerine, gelecek için bugün rahata kıymak çok daha anlamlıdır.

Zamanın çocuğu olmak!

Osmanlı'nın yıkılma dönemlerinde başlayan geçmişle övünmek, mevcut halle dövünmek alışkanlığı süreklilik arz etmektedir. Halbuki yapılmış olanlardan gurur duymak yerine, yaptığıyla ispatı vücut etmek çok daha anlamlı görülmesi gerekiyordu.

 Diğer yandan Türk toplumunda geçmişte elde edilmiş zaferleri; bugünkü tembelliği, uyuşukluğu, miskinliği ve üretimsizliği meşru gösterme aracı olarak da kullanılmaktadır.

"İbn vakt ol; yarının tasasını bırak!" diyen büyük sufiler de başka deyimlerle konuşuyor değillerdi. Kayıtsızlık; geleceğe boş vermek ve nihayet, "Yarını düşünmek neyine? Sana ısmarlayan mı oldu bu yalan dünyayı!" felsefesi.

Hepsi de şarklı zihniyetin bölünmez parçası haline gelmiştir. "Bugün bir etkinliğimiz, firma ve marka üretimimiz söz konusu olmasa da geçmişte muhteşem eserler üretmiştik" tesellisi, içinde yaşanılan zamanı algılamaktan aciz insanları avutmaya yetmektedir.

Zira gerçek bir gelecek duygusu olmayan zihinler ya geçmişi kutsallaştırır ya da şimdide yaşamanın cazibesine kendilerini kaptırırlar.

Bir kimsenin, geniş bir hayal gücüyle geleceğini planlamadan, vicdan muhasebesi yapmadan ve günlük işlerin üstüne çıkarak soyut olarak düşünmeden hep şimdiyle ilgilenmesi günlük işlere kendini tamamıyla vermesine yol açar.

Türkiye'nin bundan yirmi yıl öncesine kadar herhangi bir strateji üretecek ya da ülkeye yönelik olarak üretilmiş olan stratejilerle ilgilenecek bir enstitüsünün olmamasının temel nedenlerinden birini de düne ve şimdiye yönelik rağbetin geleceğe yönelik olarak gösterilmemesinde aramak gerek.

Ülke bugün de hayal gücü felç olmuş bürokratlar, ütopyaları çalınmış gençler ve erki geleceği inşa edecek şekilde kullanmasını beceremeyen siyasiler cennetidir.

Sürekli aldatılan, kandırılan, yanıltılan bir iktidarın on altı yıldır iş başında olması her şeyi özetliyor.

                İnsanlığın önünde geçmişe istinat eden ancak onun gölgesinde kalmadan geleceği kucaklayan stratejilerin başarı kazandığı bir dünya vardır.

Gerçekler böyle iken hâlâ dikiz aynaları ile araç kullanmakta ısrar edenler; ya trafik hastanesinde ya da kabirlerde kendilerine uygun yer bulabilmektedir.

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ