Özcan YENİÇERİ

İktidarın önlenemez çöküşü!

11 Ekim 2017 14:33
A
a

Türkiye, on beş yıldır her söylediği alkışlanan, itirazsız yerine getirilen ve onaylanan tek kişinin basiretine ve ferasetine emanet edilmiştir.

Öyle ki Reis, "Başbakan Ahmet Davutoğlu gitmeli" dediğinde, Davutoğlu'nun kendisi bile 'el hak doğru söylüyor... Benim gitmem gerekir' anlamına gelen tavırlar sergilemişti.

Böyle bir durumda Davutoğlu'nun aklına ne Başbakan olduğu, ne seçim kazandığı ne de seçildiği gelmiştir!

Yeni Başbakanın Binali Yıldırım olması gerektiğine yönelik bir işareti Reis verdiğinde derhal Binali Yıldırım delegasyon tarafından onaylanmıştır.

'Anayasa değişmeli... Cumhurbaşkanı parti genel başkanı olmalı' dediğinde gereği sorgusuz sualsiz yerine getirilmiştir.

Tek kişi karar verince!

Yeni sistemde 'Başbakana gerek yok... Cumhurbaşkanı aynı zamanda başbakanın işlevini de görmelidir' demiş, gereği derhal yerine getirilmiştir.

Başbakan, Türkiye'nin yönetimi için Cumhurbaşkanının yeterli olduğuna, -başbakana- kendisine ihtiyaç olmadığına yönelik referandum kampanyasını bizzat yönetmiştir.

Tek başına tek bir kişiye hem partiyi, hem hükümeti hem de ülkeyi yönetme görevi yüklenmiştir.

Reis de yeni anayasal düzenlemeye uygun bir biçimde ülkeyi yönetmeye başlıyor!

"TEOG kalksın" diyor.

Millî Eğitim Bakanı TEOG'un öğrenciler için ne denli kötü bir sınav olduğundan bahisle derhal TEOG'u kaldırıyor...

'Motorlu Taşıtlar Vergisi zammı fazla, insin' diyor.

Maliye Bakanı 'her ne kadar %40 demişsek de %15 yeterlidir' diyor.

'Metal yorgunluğu var... Şu şu il başkanları ve belediye başkanları değişsin' diyor, "Kadir Abi" başta olmak üzere istifalar başlıyor!

Buraya nereden, nasıl gelindi!

Her şey ona 'dokunmak bile ibadettir... (haşa) yaratıcının vasıflarına sahip... dünya lideri' söylemleriyle başladı.

Bundan üç-beş sene önce Türkiye'de bakanlık yapmış bir zat aynen şu cümleleri kurmuştur: "Başbakan uçurumdan atlarsa, bize yakışan onunla uçuruma atlamaktır. Biz bunu yaparız".

Her nedense arkadaşın aklına Başbakanı uçuruma atlamaktan alıkoyacak bir fikir hiç gelmiyor.

Bir milletvekili Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ölümüne arkasında olduklarını anlatırken, "Biatsa biat, itaatse itaat, ölümüne arkasında duruyoruz. Evet biz biatcıyız" diyor.

Bu milletvekilinin aklına kayıtsız şartsız biat gelirken hiçbir zaman itiraz, ikaz ya da liyakat gelmiyor.  

Ve "Dünya lideri" hangi belediye başkanının görevden ayrılacağını, kimin göreve geleceğini belirliyor.

Bir belediye başkanı görevden alınacağını duyunca "Bundan 15 yıl önce ben sıradan bir adamken asla oturamayacağım bir koltukta, onun sayesinde 15 yıl oturdum. 'Kalk o koltuktan' dediğinde, zerre kadar kırgınlık duyarsam kanım kurusun" diyor.

Biat, itaat, sadakat derken itirazı, ikazı ve liyakati unutmuş kadrolarda metal yorgunluğu zuhur etmiş oluyor.

Görevden almalar yanlıştır!

Yapılan bir hesaba göre teşkilatlarda senelerce oturmanın meydana getirdiği metal yorgunluğu ve makamları uzun süre işgal etmenin oluşturduğu profesyonel deformasyon ortadan kaldırılınca AKP şahlanacaktır.

AKP'nin yorgun olduğu teşhisi doğrudur ama metal yorgunluğunu gidermek için halkın seçtiği başkanları görevden almalar yanlıştır! Biçimsel de olsa halkın seçtiği insanları -istisnalar hariç- ancak halk görevden almalıydı.

Bugün Türkiye'yi heyecanı kalmamış, söyleyecek sözü bitmiş, her anlamda tatmin olmuş bir zihniyet yönetmektedir. Heyecanını, iddiasını, idealini kaybetmiş AKP kadrolarının biri gitmiş diğeri gelmiş ne fark eder?

Sorun AKP'nin Türkiye için anlatacağı yeni bir hikâyesinin kalmamış olmasıdır!

Muhalefeti susturarak ya da satın alarak Türk halkının %50 artı birini ikna etmek de artık mümkün değildir.

Dahası AKP iktidarının son zamanlarında hiç kimse geleceğinden emin değildir. Yine hiç kimsenin hiçbir hak ve özgürlüğü teminat altında değildir.

Bu durum AKP iktidarının önlenemez bir düşüş eğilimine girdiğini göstermektedir.

Çöküş için yeterli sosyolojik gerekçe vardır.

 

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ