Nagehan ve yandaşlar APO'yu böyle överken! PKK bakın ne yaptı

Gündem 18 Mayıs 2019 00:09
Videoyu Aç Nagehan ve yandaşlar APO'yu böyle överken! PKK bakın ne yaptı
A
a

Nagehan Alçı ve yandaşlar APO'yu böyle överken! PKK bakın ne yaptı

Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüşme yasağı sona erdi. Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, “Görüşme yasağına ilişkin kararlar kaldırıldı ve görüşme imkanı getirildi” açıklamasında bulundu.

Habertür yazarı Nagehan Alçı, Öcalan konusunda söylediklerinin doğru çıktığını belirtti ancak yeniden bir çözüm sürecinin başlamadığını vurguladı.

Alçı’nın “Öcalan konusunda söylediklerim oluyor” başlıklı yazısı şöyle:

“Adalet Bakanı Sayın Abdulhamit Gül’ün dünkü açıklaması çok kritik. Gül, ‘Abdullah Öcalan’ın avukatları ile ilgili yasağa ilişkin kararlar kaldırıldı ve görüşme imkanı getirildi’ dedi.

‘DEVLET İLE ÖCALAN ARASINDA BİR KAPI ARALANIYOR’

Ben 6 Mayıs akşamı katıldığım televizyon programında, YSK kararının açıklandığı gün Öcalan’ın avukatları ile 8 yıl aradan sonra görüşüp bu görüşmenin basınla paylaşılmasının çok önemli ve manalı olduğunu söylemiş ve ‘Hükümet Kürtleri kazanmak için yeniden adımlar atmaya başlayabilir, bu görüşme bunun işareti’ demiştim.
Dediğim yine oluyor. Abdulhamit Gül’ün açıklaması havanın değiştiğini kanıtlıyor. Fakat bu yeniden bir çözüm süreci değil. Devlet ile Öcalan arasında bir kapı aralanıyor. Ben bu durumun Türkiye’nin menfaatine olduğu kanaatindeyim.

Öte yandan o gün Abdullah Öcalan’ın eğilimleri ile ilgili de bazı şeyler söylemiştim. Onlar da son derece somut bilgiydi. Bakın HDP, Kandil vs. demiyorum. Onların düşüncelerini ve ne yapacaklarını bilmiyorum. Ama diğer konuda boşuna bir şey söylemediğimi okurlarım bilecektir.”

YENİ ŞAFAK YAZARI APO'YU BÖYLE ÖVDÜ!

AKP ve MHP’nin “Öcalan açılımı” hükümete yankın medyayı da “çözüm süreci” havasına soktu. AKP’nin Öcalan ve PKK ile yürüttüğü “çözüm süreci” döneminde, AKP’ye yakın kalemler Abdullah Öcalan’a övgüler sıralayarak, Kandil ile Öcalan’ı birbirinden ayrı değerlendirmişlerdi.

Yeni Şafak yazarı Hasan Öztürk de bugünkü yazısında da, “Bize göre Öcalan’a İmralı’da bir tecrit varsa onun müsebbibi PKK ve uzantılarıdır. Yine Öcalan İmralı’ya canlı canlı gömülmüşse bunun tek sorumlusu PKK ve uzantılarıdır”ifadelerini kullandı.

PKK’nın Abdullah Öcalan’a karşı hareket ettiğini iddia eden Hasan Öztürk şu ifadeleri kullandı:

“Terör örgütünün eski üst düzey yöneticilerinden Nizamettin Taş’ın açıklamalarını aktarmak istiyorum. Nizamettin Taş, Kürtçe yayın yapan bir televizyon kanalına konuştu. O konuşmada, Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesinin ayrıntılarının Kandil tarafından açıklanmamasının istendiğini öne sürdü. Taş, ‘PKK tarihinde ilk kez Kandil, Öcalan’ın İmralı’dan gönderdiği mesajlarının yayınlanmasını istemedi’ dedi.

Nizamettin Taş’ın ‘ilk kez’ dediği olay bize göre birçok kez yaşandı. Hatta ‘Çözüm süreci’ sabote edilirken de Kandil ve PKK, Öcalan’ı sürekli taca attı, boşa düşürdü.”
Hasan Öztürk yazısının devamında da PKK’nın İmralı’daki lideri Abdullah Öcalan’dan övgüyle söz ederken, Öcalan’a karşı olduğunu öne sürdüğü PKK terör örgütünü eleştirdi.

Yeni Şafak yazarı Hasan Öztürk yazısının, “Öcalan, Türkiye’ye rağmen Suriye’de bir şey yapılamayacağını görmüş” ara başlıklı bölümünde ise şöyle diyor:

“Burada birinci dikkat çeken unsur, Suriye’nin kuzeyini işgal eden PYD/YPG-PKK’ya yönelik tavrıdır. Diyor ki Öcalan, ‘İnanıyoruz ki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kapsamında Suriye’deki sorunların çatışma kültüründen uzak durularak; içinde bulundukları konumun, durumun Suriye’nin bütünlüğü çerçevesinde Anayasal güvenceye kavuşturulmuş yerel demokrasi perspektifinde çözüme ulaştırılması amaçlanmalıdır. Bu bağlamda Türkiye’nin hassasiyetlerine de duyarlı olunmalıdır.’

Suriye’de finalin yaklaştığını biliyoruz. Ve bu haliyle PYD/YPG-PKK’nın Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’ye rağmen kalıcı olma şansının olmadığını da. Bunu fark eden Öcalan’ın PKK unsurlarına Türkiye’nin hassasiyetlerine duyarlı olmaya çağırması Amerika ve müttefikleri tarafından nasıl okunacak merak ediyorum.”

Hasan Öztürk, “çözüm sürecinde” Abdullah Öcalan’ın çağrılarına PKK’nın uymadığını da iddia etti ve şöyle dedi:

“Eğer hatırlarsanız 2013 Nevruz’unda Öcalan, ‘Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir’ demişti.

Ne var ki PKK’nın Hasan Cemal gibi akıl hocaları ve Amerika gibi sahipleri bu çekilmenin önüne geçmişti ve çatışmaların yeniden başlama sürece yaşanmıştı.

Bu yüzden tekrar ediyorum. Öcalan’ı İmralı’ya canlı canlı gömenler PKK ve uzantılarıdır.

Dikkat ederseniz HDP, Öcalan’ın mektubuyla ilgili cılız bir açıklamanın ötesine geçemedi. Kandil’se sessizliğini korumakta.

Önümüzdeki günlerde Kandil, İmralı, HDP arasındaki mücadelenin şiddetleneceğini tahmin ediyoruz.”  

PKK ÇOCUĞU BÖYLE ASTI

Aytekin Yılmaz’ın yeni çalışması “Onlar Daha Çocuktu” İletişim Yayınevi’nden çıktı. Aytekin Yılmaz, çocuk yaşta savaşmaya mecbur bırakılanların hikayelerine kitabında yer verdi.

Yazar, bire bir tanıklıklarıyla Türkiye’de hapishanelerde bulunan tutuklu çocuklarla konuşmalarını okuyucuya aktardı. PKK terör örgütünün şiddeti ile şiddet bağımlısı kuşaklar yaratıldığına değinen Yılmaz, terör örgütleri tarafından öldürülen çocukları da anlattı.

Aytekin Yılmaz, ayrıca hapishanede örgütler tarafından alınan infaz kararlarına kurban giden çocukların öykülerine kişisel tanıklıklar eşliğinde gözler önüne serdi. Yazar, bu çalışmasıyla Türkiye siyasi tarihinin “kapanmamış yarasına” ışık tutmaya çalıştı.

Kitapta birçok yaşanmışlıklara yer verilirken, terör örgütü PKK’lı mahkumlardan Metin Savaş’ın hayat hikayesine de yer verdi. “Yaşam Hikâyem Bana Fazla Büyük” başlıklı bölümde, sürekli kitap okuyan, PKK’ya dair tartışmalara giren, sorular soran, sorgulayan, eleştiren en genç mahkumlardan Metin Savaş’ın nasıl yalnızlığa itilip intihara sürüklendiği anlatıldı.

İşte Yaşam Hikâyem Bana Fazla Büyük” bölümde anlatılanlar:

 “(…) Okuduklarıyla gündelik yaşamın uyuşmazlığına tanık oldukça, olup bitene içten içe tepki duyar. Kimselerle paylaşmadığı birçok şeyi içinde büyütür. Metin kitaplar üzerinden bu iç hesaplaşmayı yaparken anlayamadığı şey şudur: Abdullah Öcalan’ın o kitaplarından anlattığı şey şudur: Abdullah Öcalan’ın o kitaplarında anlattığı şeyler, çoğunlukla dağdaki savaşta meydana gelmiş yaşanmışlıklardı. O yaşanmışlıklardan çıkarsamalar yapıp hapishane koğuşlarındaki komün yaşamına uygulamanın kolay olmayacağını ne kendisi anlayabilmiştir ne de başkaları ona söylemiştir. Aksine, Metin’e her defasında: ‘Başkan’ı iyi okuyup, doğru kavrayalım’ demişlerdir. Metin bazen, ‘Başkan’ın kitaplarının tümünü okudum’ dediğinde ise bu defa, ‘Anlamadığın buradan belli. Eğer Başkan’ı iyi anlamış olsaydın, bir defada okunup anlaşılacak kitaplar olmadığını anlardın,’ derler ve Metin boşluğa düşer. Bu eleştiriler üzerine, Metin bir defa daha okur Öcalan’ın kitaplarını. İkinci okumasında notlar alarak okur, arada bir bakar notlarına. Örgü toplantılarında özellikle örgüt içi eğitim toplantılarının çoğunda Öcalan kitapları okunuyordur. Metin de birçoğunu daha önceden okuduğu için toplantılarda söz alıp konu hakkında konuşmalar yapar. Bir süre sonra da örgüt yapısı Metin’in bu girişimci üretken zekâsına hayran olur. ‘Gelişmeye açık bir arkadaş, eğer görev ve sorumluluklar verilirse gelişebilir,’düşüncesinde olan örgüt yönetimi, Metin’i örgütün hapishane eğitim komitesine alırlar. Metin’in bugüne kadar aldığı ilk önemli görevdir. Görevi alır almaz hemen yeni okumalara başlar. Bu kez tarih, felsefe ve devrimler tarihine dair okumalara yönelir. Kısa sürede koğuşun örnek gösterilecek kişilerinden biri olur. Ama zaman içinde Metin bazı şeyleri abartıp hırslanır. Yaşı küçük olmasına rağmen, kendisinden çok daha yaşlı yetişkinlerle yarışır. Bir dönem sonra bunalır.”
“BANA ÖYLE GELİYOR Kİ HERKES BURADA ROL YAPIYOR”

“Sürekli koşturan, çalışkan Metin birden çalışmaz olur. Örgüt ortamını radikal biçimde eleştirmeye başlar. Ondaki bu dönüşümü görenler, onun için, ‘partiyi anlamakta zorlanan, sapmalara giren, kafası karışık, kuşkulu biri’ gibi şeyler söylemeye başlarlar. Koğuşta güvendiği, içini açıp dertleşebileceği kişilere ‘Bana öyle geliyor ki herkes burada rol yapıyor. Her şey bir tiyatro oyunu gibi, oyun bittiğinde devrime değil de evimize gideceğiz gibi görünüyor,’ der. Onu sevenlerden bazıları, ‘Metin bu cümleler senin için fazla büyük,’ deseler de o, koğuştaki komün yaşamına eleştirilerini sürdürür. Kafasına takılan şeylerden biri de Abdullah Öcalan’ın Çözümlemeler’de militanlara hitaben söyledikleridir. ‘Başkan ‘Beni anlamıyorsunuz ama benim için ölüyorsunuz.’ Diyor. Başkan bununla ne demek istiyor?’ diye sorduğunda, ona anında cevap verenler olur: ‘Başkan’ın bu sözündeki derinliği anlamak için onu çok iyi özümsemek lazım. Bazen sözlerinin derinliği altında eziliyoruz.’

Metin buna benzer sözleri sık sık sarf etmeye başlar. Adeta takıntı yapmıştır, her fırsatta kimi görse, elindeki bot defterinden bir şeyler okuyup, ‘Başkan bu sözlerle ne demek istiyor?’ deyip duru.

Hapishanede de olsa zaman akıyor ve Metin’in tahliye olacağı zaman yaklaşıyordur. İki yıldan az bir zamanı kalmıştır dışarı çıkmasına, ama bu onun için fazla bir şey ifade etmez. Okulu yarıda kalmıştır, ailesinden, sevdiklerinden ayrı düşmüştür ama bunların hiçbiri onun için çok anlam ifade etmemektedir. Varsa yoksa örgüt ve örgüte layık olamayan ve onu kötü yöneten kötü yöneticilerin durumunu düşünür. Örgüt yaşamında tanık olduğu, anlamakta zorlandığı şeyler bütün yaşamının merkezine oturmuştur. Hapishanenin daraltılmış ortamında meydana gelen birçok sıkıntı, en çok da Metin’i ve kendisi gibi çocuk yaşta hapse düşmüş olanları etkiler. Öyle bir zaman gelir ki, koğuş ortamında nefes alamadığı, bazen çığlıklar attığı söylenir. O dönem Metin’le aynı koğuşta bulunan ve görüştüğüm günlerde Almanya’da siyasi mülteci olan eski mahpus arkadaşım Salih Dündar, Metin’in o günkü halini şöyle anlatıyordu:

Bir ara öyle kötü oldu ki, durduğu yerde çığlıklar atıyor, titreme krizlerine giriyor ve vücudu kaskatı kesiliyordu. Adeta sara nöbetine giriyor sonra yavaş yavaş kendine geliyordu.

Metin’in bu durumuna tanık olan koğuş arkadaşları ve hapishane örgütü, bir süre onu koğuşta serbest bırakırlar. Zorunlu toplu eğitime katılmamasını söylerler. Hatta kendisine iyi gelebileceği düşünülerek koğuşu değiştirilir. Koğuşu değiştirilse de Metin’de de bir değişiklik olmaz. ‘Benim irademi hiçe sayıyorsunuz, koğuşumu değiştirmeyin!’ dese de kimse onu dinlemez. Psikolojik durumunun iyi olmadığına yorarlar söylediği her şeyi. Psikolojik durumunun iyi olmadığını söyleyen yoldaşları, neden bir psikolog desteği istememişlerdir? Bu soruyu onu çok iyi tanıyanlardan ve o dönemde Metin’in kaldığı koğuşun komün işlerine bakan C. Yıldırım’a sordum, aldığım yanıt şu oldu:

Bu gibi ruhsal bunalımları olan insanları değil psikoloğa revir doktoruna bile bırakmıyordu örgüt. Kaçıp devlete sığınacakları düşünülüyordu. Metin koğuşta serbestti ama her an onu takip eden, onun her şeyini izleyen nöbetçiler vardı. Bir de bizim gibi örgütlerde psikolojik rahatsızlıklar burjuva hastalıkları olarak görülüyordu. Devrimci bir insanın psikolojisi her zaman sağlamdır izlenimi verilmek isteniyordu devlete.”

“KOĞUŞTAKİLER İÇİN METİN, KAFAYI YEMİŞ BİRİSİDİR”

“Metin yeni koğuşundan hiç memnun değildir, gün içinde görüşüp konuştuğu iki üç insan da diğer koğuşta kalmışlardır. Kırk kişilik koğuşta kalıyordu ama hep yalnızdır. Eskiden onunla konuşanlar, artık yüzünü çevirirler, onunla göz göze gelmek istemezler. Koğuştakiler için Metin kafayı yemiş birisidir. Örgütün onun bu durumundan hoşlanmadığı, hatta onu gözden çıkardığını bilenler daha çok uzak dururlar. Metin kendisiyle konuşmak istemeyen, birlikte volta atmak istemeyenleri gördükçe daha bir içine kapanır. Metin koğuşta voltalarını tek başına atmaya başlar. Yapayalnızdır artık. Bu yalnızlık hapishane gibi bir yerde ona çok ağır gelir. Eskiden arada bir dertleştiği üç beş tanıdık arkadaşı da olmayınca iyice daralır, adeta nefes alamaz duruma gelir, bir defasında aynı hücrede birlikte kaldığı bir arkadaşına, ‘Şu duvarlar sürekli üstüme üstüme geliyor, sanki bir gün aniden başıma yıkılacaklar,’ dediği söylenir. Metin’in son günlerinde onu çok yakından takip eden, onun için çok üzülen ama elinden bir şey gelmeyen Salih Dündar şunları söylüyordu: Metin görünürde sessiz sakin zaman geçiriyordu. Artık eskisi gibi çığlıklar atmıyor, sara nöbetlerine girmiyordu, ama anlaşıldı ki içindeki kor her geçen gün harlanıyormuş. Sonradan duyduk ki, koğuşta dertleştiği bir arkadaşına ortamdaki çelişkilerden, ikiyüzlülüklerden, bunu kabullenememekten ve intihar etmekten söz etmiş. Hatta intihar girişiminde bulunduğunu söylemiş. Yanındaki arkadaşı buna ihtimal vermemiş olmalı ki kimselere bahsetmemiş bu konudan.”

“METİN’İN İNTİHARI BAĞIRA BAĞIRA GELMİŞTİR”

“Koğuş arkadaşlarının anlatımlarına bakılırsa Metin’in intiharı adım adım, bağıra bağıra gelmiştir. Metin bir gün koğuşta C. Yıldırım’ın yanına gidip, idare nevresiminden ister. C. Yıldırım hiç tereddüt etmeden ve ne yapacağını bile sormadan veriri. Metin idarenin gri renkli çarşafını alır almaz yırtıp ip yapmaya başlar. Ne yaptığını soranlara ise, ‘Çantama ip yapıyorum,’ der. Bu ip çanta meselesini C. Yıldırım’a sorduğumda ise bakın neler anlattı:

Birkaç gün sürekli bir yoğunlaşması oldu. Sürekli meşguldü. Oturma odası olarak kullandığımız hücrede onu devamlı ip yaparken görüyordum. Sorduğumda ‘Çantama ip yapıyorum’ diyordu. Birkaç gün sonra yaptığı ipi elinde sallamaya başladı. İpi çok güzel örmüştü. Kadınlar saçlarını iki yandan örerler ya hani, yaptığı ipi ona benzetmiştim. Halen aklımda o ipin örülmüş hali var. Meğer kendini asacak ipi kendi elleriyle örmüş.”

“METİN KENDİ ELLERİYLE ÖRDÜĞÜ İPLE KENDİNİ ASMIŞTIR”

“Takvim 19 Aralık 1996’yı gösterdiğinde, Metin tüm hazırlıklarını yapıp G bloktaki hücresine geçerek ortalığın sakinleşmesini bekler. Bloktaki yaklaşık 40 kişi, öğle yemeği sonrası havalandırmaya volta atmaya çıktığı sırada, o kafasına koyduğu şeyi yapmak üzere harekete geçer. Bir anlığına ortalıktan kaybolur. O saatte zaten kimseler onu izlemiyordur. Bloğun dış kapısı sürekli nöbetçiler tarafından korunduğu için ne Metin’in ne de başka birisinin gizlice çıkıp gitme şansı vardır. Bunun rahatlığıyla Metin’in ortalıkta görünmemesini kimse merak etmemiş olabilir. Ama C. Yıldırım merak ediyor, bir bakıyor ki Metin Savaş sırra kadem basmış. Hızlıca Metin’in kaldığı hücreye gidiyor. Hücre odasındaki ranzasında Metin’i göremeyince bu sefer tuvalet kısmına girip bakıyor. Ne görsün, Metin kendi elleriyle ördüğü iple kendini asmıştır!”

“YAŞAM HİKAYEM BANA FAZLA BÜYÜK KALDIRAMIYORUM”

“Metin’i o halde asılı görünce hemen ayaklarında tuttum, ipten kurtarmaya çalıştım, ona sarılır sarılmaz öldüğünü anladım hemen. Son nefesini vermişti ve gövdesi ağırlaşmıştı.

Birkaç kişinin yardımıyla Metin’i asılı olduğu ipten alıp, ranzasına yatırılar. Üzerinde de sabah katlayıp istif ettiği battaniyesini örterler. İçlerinde üzülenler, hatta ağlayanlar olmuştur sessizce. Metin’in cebinden çıkan kısa notta şunlar yazılıdır:

Siyasetin bu kadar kirliliğine artık dayanamıyorum. Yaşam hikâyem bana fazla büyük, kaldıramıyorum. İki defa denemiştim başaramamıştım, üçüncüsünde başardım.

Metin’in ‘Üçüncüsünde başardım,’ cümlesini kurmuş olması düşündürücüdür. Bu defa mutlak anlamda başaracağına inanarak intihara kalkmıştı. Normalde hapishane gibi bir yerde kendini asarak intihar etmek çok zor bir şeydir. Belli ki Metin sonuncusunda üzerine epey çalışmıştır. Ördüğü ipi hücresindeki tuvaletin küçücük camında bulunan demire bağlayıp, naylondan taburenin üzerine çıkmıştır. İpi boynuna geçirdikten sonra da tabureyi ayaklarıyla itmiş olabileceğine inanılıyor. Metin ipten indirilirken yerde bir taburenin olduğunu görenler olmuş. Öğrendiklerim beni hiç şaşırtmadı. C. Yıldırım’ın anlattıklarına bakılırsa, Metin’in intihar edeceğini örgüt yöneticileri biliyormuş.

İki defa intihar girişiminde bulunmuş. Görenlerden bazıları gidip örgüt sorumlularına durumu aktarmış. Anlayabildiğim kadarıyla örgüt önemsememiş. Adeta ‘Kendisi bilir,’ babında şeyler söylemişler. Öldüğünde de pek umursamadılar zaten. Bir anlamıyla Metin onlardan, onlar da Metin’den kurulmak istemiştir. Ölümünden sonra olup bitenler de bunu gösteriyor. Metin intihar ettiği için ‘devrim şehidi’ sayılmamış. Bir an evvel olanları unutup normal yaşama dönem talimatı verilmiş. ‘Devrim süreçlerinde olur böyle şeyler, fazla takılıp kalmanın anlamı yok,’ demişler. İdare de sorun etmemiş, 2. Müdürlerden biri örgüt temsilcisini çağırıp, ‘Madem intihar etti diyorsunuz, görgü tanıkları savcıya ifade versin, o zaman,’ dediklerinde, o gün ifade verenlerden biri C. Yıldırım’dır:

Savcı idareden bizi çağırdığında ben de gittim, gördüklerimi söyledim. Bizim ifadelerimizi esas alan hapishane savıcısı sonraki günlerde dosyayı kapattı.

Örgüt de devlet de Metin Savaş dosyasını aynı gün kapattılar.”

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ