Solcular haklı çıktı! İslamcılar 'moskof' kapısına dayandı...

Gündem 16 Eylül 2017 20:36
Videoyu Aç Solcular haklı çıktı! İslamcılar 'moskof' kapısına dayandı...
A
a

S-400 anlaşması ne ifade ediyor

ODATV yazarı Barış Zeren yazdı;

Tayyip Erdoğan, tam da ABD’de Reza Zarrab iddianamesi hazırlanmış, soruşturma AKP’nin üst düzey isimlerine ulaşacak mı soruları dünya basınında dolanırken Türkiye’nin Rusya’yla S-400 anlaşmasının yapıldığını duyurdu. Aslında ilk duyuran Erdoğan değildi; aynı gün sabahında Putin’in askeri-teknolojik işbirliği danışmanı Vladimir Kojin, Türkiye’yle S-400 anlaşmasının imzalandığını ve gerçekleştirilmek üzere olduğunu ilan ediyordu. Anlaşma, uzun süredir kamuoyunda tartışılan “Türkiye NATO yörüngesinden çıkıyor mu?” sorusunu kışkırttı kışkırtmasına, ama en ılımlı açıklamayı gene NATO yaptı: “Üyeler alacakları teçhizata kendileri karar verir”. AKP cenahı açıklamadan ve pazarlıktan memnun. 

İSLAMCI MİLLİYETÇİLER: MOSKOF’UN NANKÖR AŞIKLARI

S-400 anlaşmasının tam içeriğini bilmiyoruz. Ama basına yansıyan bilgilerden kaba taslak bir kıyaslama bile ilginç bir durum gösteriyor. Buna göre Türkiye, 24 batarya, yani muhtemelen 6 tabur için 2.5 milyar dolar ödeyecek. Rusya, 2015’te stratejik ortağı Çin’e gene 6 taburu 4.5 milyar dolara, Hindistan’a ise 5 taburu geçen yıl 6 milyar dolara satmıştı. S-400 füzelerinin çeşitli menzil ve kapasitede modelleri olduğu dikkate alındığında doğrusu Türkiye ya oldukça sembolik bir S-400 modeli almak üzeredir ya gayet iyi bir “iltimasla” ödüllendirilmiştir. Kojin, hâlâ çözülmesi gereken ayrıntılar var derken, AKP medyasına bakılırsa ikinci ihtimal geçerlidir.

Biz de o ihtimal üzerinden gidelim. Biraz tarih, Rusya’nın böyle “iltimaslarına” şaşırmamamız gerektiğini gösteriyor. Türkiye tarihinde iktidar sahipleri kendilerini ne zaman zayıf ve tehlikede hissetseler, Moskof’un kapılarını aşındırmışlar, her aşındırdıklarında Rusya’dan karşılık bulmuşlardır; ta ki, bir iktidar değişimi ya da rahatlamayla yeniden kürkçü dükkanı Batı kampına dönene kadar. 

Bu S-400 süreci de bazılarınca tarihsel adım mertebesine çıkarılmasına rağmen Türkiye’de İslamcı-milliyetçi iktidarların Rusya’yla girdikleri ilk flört değil. Menderes-Bayar diktasının 27 Mayıs arifesinde iç politikada sıkıştıkça Moskova’ya yakınlaşmalarını geçelim. Daha kalıcı bir adım, 1960’ların sonunda Brejnev-Demirel yakınlaşması olmuştu. Rusya tarafında Brejnev, yeni ABD Başkanı Nixon’la “détente” yani gevşeme sürecine girmiş ve Doğu Bloku’nu (Prag Baharı gibi) ödünsüz politikalarla sağlam tutarken ABD ve müttefikleriyle “barışçıl” bir denge tutturmaya yönelmişti. 

Demirel’e gelince; Demirel de daha sonra kabul edeceği üzere siyasal yaşamının kabus dolu günlerini yaşıyordu. Adalet Partisi, kazandığı 1965 seçimlerinin tadını çıkaramaz olmuştu. Bir yandan parlamentoda TİP, parlamento dışında YÖN hareketi Demirel’i ve sağ siyaseti felç etmiş, Türkiye’nin yazgısını değiştirmeye yürüyorlardı. Üstelik, Türkiye Batı’nın gözündeki önceliğini de kaybediyordu. Nixon birkaç yıl sonra “Nixon Doktrini” olarak açıklanacak politikalara yönelmiş, Türkiye gibi anti-komünizmden geçinen, kırılgan, tampon ülkelerdense Suudi Arabistan-İran eksenine yüzünü çevirmişti. 
 

Dolayısıyla sağ, kendini Brejnev’in kollarına attı. Demirel Eylül 1967’de SSCB’ye gezisinde Brejnev’den Türk solunun hızını kesecek bir taviz aldı mı, ayrıca incelenmeli. Ama 1968’den itibaren sol yapılar bir bir bölünürken, Demirel-Brejnev teması 1970’lerin ortasına dek Türkiye’de İskenderun’dan Aliağa’ya, Mersin’den Seydişehir’e bir dizi ağır sanayi tesisinin SSCB tarafından kurulma sürecini açmıştı. Üstelik yalnızca tarımsal mahsul karşılığında, yani büyük bir “iltimasla”. 

İslamcı-milliyetçi iktidarların Moskof’la flörtü bir on yıl kadar sürdü. Programının ilk maddesi komünizmle savaş olan ve Türkiye’de sokak çatışmalarını kışkırtan Milliyetçi Cephe’nin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil 1977 yılında SSCB’yi ziyaret edip Sovyetlerle art arda üç anlaşma imzaladı. Milliyetçi Cephe ile SSCB arasında öyle bir dostluk rüzgarı esti ki, Rusya’dan silah alınması bile gündeme geliyor, yakınlıktan kimi sağ basın bile tedirgin oluyordu. 

Ne gereksiz bir tedirginlik. Anlaşılan Çağlayangil’in sezdiğini sezemiyorlardı: Rusya Türkiye politikasında hiç “maksimalist” olmamıştır. Türkiye’de büyük iktidar değişimlerine oynamaz, hep mevcut iktidarlara oynar. O nedenle de hiçbir iktidar için tehdit değildir. Türkiye’nin alabildiğine kaypak ve Batı’ya bağımlı politikacılarına sıkıştıkça “ayıyla dans” imkanı veren, işte Rusya’nın bu oportünist politikasıdır.

Tabii eklemeden geçmeyelim. Rusya’yla bu yakınlaşmalar o dönem de kolaycı ve sığ düşün dünyamızda, Türk-Rus ittifakı, Kızılelma bir nevi Avrasyacılık (ve Sultan Galiyevcilik) hayallerini ateşledi. Ama tabii 12 Mart’ı SSCB’yle yakınlaşan Demirel’e ABD’nin darbesi olarak görecek denli bu yanılgıya düşmüş bir Attila İlhan’ı, her şeye rağmen cumhuriyet düşmanlarıyla aynı mevzide ihanet ören bugünkü bir kısım “Avrasyacılarla” bir tutmak istemeyiz.

RUSYA-AKP TEMASININ GERÇEK ÖLÇEĞİ

O devirden sonra köprünün altından çok sular aktı: İslamcı-milliyetçiler ABD-İsrail şemsiyesi altında Rusya düşmanı politikalarda, bazen Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Türk dünyası kurma, bazen Kırım Türkleri’ni kurtarma, bazen Yeni Osmanlıcılık oynama, en son da Suriye’de “Esed’i” devirme hayallerinde gerçek dünyanın duvarına çarptıktan sonra dönüp dolaşıp gene Rusya’nın kapısını tırmalamaya başladılar. “Tam bağımsızlığın simgesi S-400” naralarıyla gerçek dünyada bir başka duvara toslamak üzere koşuyorlar.

Türkiye’nin en kritik varlıklarını bir fona bağlayıp kapı kapı pazarlayacak yabancı sermaye arayan AKP’nin “bağımsızlık” konusundaki samimiyetini tartışmaya değmez. Ama Rusya’nın da kendi eliyle kendi ulusal kurumlarını çökertmiş bir ülkenin bağımsızlığını korumaya meraklı olduğunu düşünmek hayatın akışına terstir. Silah sanayii Putinizm’in enerji sektöründen bile daha ciddi bir dayanağı olmaya başlamıştır ve dolayısıyla Rusya bugün silah teknolojisi tekeline en çok sahip çıkan ülkelerden biridir; “iltimasına” teknoloji transferi dahil olmayacaktır. Daha önemlisi, henüz bir yıl önce uçağını düşürmüş, Suriye’de vekilleriyle savaşmış bir güce böyle gelişmiş bir savunma sistemini “bağımsızca” kullanma fırsatı vermesi saflık olur. Rusların Erdoğan’a yönelik kuşkuları dinmemiştir ve siyaset uzmanı Vladimir Sotnikov’a bakılırsa, Erdoğan’ın Rusya’ya yakınlaşması hâlâ Suriye’deki emellerine alan açmak içindir. Bunların dışında, Batı basınından kopyayla bizde yansıtıldığı gibi, NATO’nun Türkiye’ye Yunanistan ve Ermenistan sınırları için koyduğu silah kısıtlamalarını Rusya’nın koymaması olmayacak iştir.

Rusya için S-400 sürecinin anlamı bellidir. Putin geçtiğimiz hafta itibarıyla belki Brejnev’in iktidar süresini geçti ama, onun tersine, tarihsel nüfuz alanı Doğu Avrupa’da Avrupa-NATO genişlemesine engel olamadı. Rusya açısından bu dış değil, iç sorun yakıcılığındadır ve Putin’in Ortadoğu’daki başarıları üzerinde ağır bir gölgedir. 

Nitekim, tam da S-400 anlaşmasının duyurulması öncesinde, Sakaşvili yani Gürcistan’ı 2008 savaşında felakete sürükleyen, ülkeden kovulduktan sonra bir süre ABD tarafından himaye edilen ajan profilli politikacı yeniden sahneye çıktı. Yanında Ukrayna’nın AB’ci siyasetçisi Yulya Timoşenko ve taraftarlarıyla birlikte Polonya sınırından Ukrayna’ya gösterilerle serbest giriş yaparak Rusya’ya bir kez daha ağır biçimde meydan okudu. Rus halkının özellikle duyarlı olduğu böyle bir alanda bu kadarı fazla sayılmalıdır. NATO’ya karşı Putin’e bir zafer gerekiyordu ve Kojin, 12 Eylül sabahı S-400 satışını bir bakıma tam da Rusya’nın en ihtiyaç duyduğu bir anda duyuruyordu.

Ne denebilir? AKP tarihin tekerini geriye çevirmeye devam ediyor. 70’li yılların da öncesine, Osmanlı’nın son dönemine döndük. Hükümet “düvel-i muazzama”arasında mekik dokuyarak ayakta kalmaya çabalıyor, üstelik bugün Tanzimat’ın o parlak diplomatları da yok. Rejim de çareyi ülkenin ekonomisini, taşını, toprağını ve savunmasını büyük güçler arasında parsel parsel pay ederek günü kurtarmakta görüyor. Tesellimiz, bu gidişle Rusya’yla istiklal ve cumhuriyet yıllarındaki gerçek ve görkemli ittifakımızı cumhuriyeti yeniden kurmak için tekrar etme ihtimali olmasıdır.

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU