Yaptığınız kötülüklerin ateşi bir gün sizleri yakacak

Gündem 11 Nisan 2018 08:38
Videoyu Aç Yaptığınız kötülüklerin ateşi bir gün sizleri yakacak
A
a

Ali Haydar Yücesoy: Yaptığınız kötülüklerin ateşi bir gün sizleri yakacak...

AKP'li Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan ile eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e ait olduğu iddia edilen ses kaydında, ismi "Alevi hakim" olarak geçen Abuzer Kara, geçirdiği kalp krizi sonucu geçen Cuma günü hayatını kaybetmişti.

HSK kararnamesiyle, İstanbul'dan Afyonkarahisar'a atanan hakim Ali Haydar Yücesoy ise, kişisel Facebook hesabından dikkat çeken bir paylaşımda bulundu. 

"O HASSAS YÜREĞÜ DAHA FAZLA KALDIRAMADI..."

Yücesoy, Kara için, "O; Cemaatçi, tarikatçi, mezhepçi, şu hükümetçi, bu hükümetçi hiç olmadı" diye belirtirken, "Kimseye, dinine, mezhebine, siyasi görüşüne, konumuna, gücüne, şusuna busuna göre, kine, nefrete, korkuya, kaygıya kapılarak, yukarıdan gelen telefonlara, işaretlere bakarak, cemaat vs örgütlerin güdümüne girerek adalet dağıtmamıştı" dedi.

Abuzer Kara'nın, FETÖ'cülerin ve tarikatların hedef aldığı bir isim olduğunu belirten Yücesoy, Kara'nın biat etmeyen savcılardan olduğunu ve yapılan tasfiye operasyonunun son mağdurlarından olduğunu belirtti.  Yücesoy, "Yapılan haksızlığı, kalleşliği, kindarlığı; dostlarından, sevdiklerinden ayrı kalmayı ve yalnızlığı o hassas yüreği daha fazla kaldıramadı" diye belirtti.

Yücesoy, "Bir gün soruşturulur, yargılanır mısınız, onu da bilemem. Ama şunu da bilin ki, yaptığınız kötülüklerin ateşi o kadar büyük ki, sıçrayıp bir gün sizleri yakmaması mümkün değildir" ifadelerini kullandı.
İşte Hakim Yücesoy'un o yazısı:

"Hâkim Abuzer Kara öldü.

O'nun için dostluk, sevgi, kardeşlik çok önemliydi.

İstanbul'a isteğiyle de atanmamıştı, ama artık dostları oradaydı ve mesleğinin 30. yılında yaşamının son dönemini orada kurmuş, orada planlamışti.

O; Cemaatçi, tarikatçi, mezhepçi, şu hükümetçi, bu hükümetçi hiç olmadı.

Hükümet, cemaat şirinliği, yalakalığı yapan (bir çoğu da geçmişte Fetullahçı çetenin mensuplarıyla kol kola, can cana olmuş); O'nun kıdeminde, liyakâtsiz, sıradan nice mensup vardı ve onlara dokunan yoktu.

Çıkarları için her türlü ilkesizliğin içinde olmuş, hayatının son yıllarına gelmesine rağmen onur adına tek bir tavır alamamış, duruş gösterememiş, karakterine tükürelisi Aydın Doğan denen bir varlığın dahi hukukuna kararıyla sahip çıkmıştı. Yargıtay da tasdik etmişti o kararın doğruluğunu...

O da her hâkim gibi hatalı kararlar vermişti elbet; Yargıtay'dan dönmüştü onlar da..

Hatta, 'tüh yanlış karar oldu ya' deyip üzüldüğü kararlařı da vardı

Dosyaya yansıyan ya da yansımasına izin verilen delillerin yol gösterdiği kadar hükümler kurmuştu.

Ama kimseye, dinine, mezhebine, siyasi görüşüne, konumuna, gücüne, şusuna busuna göre, kine, nefrete, korkuya, kaygıya kapılarak, yukarıdan gelen telefonlara, işaretlere bakarak, cemaat vs örgütlerin güdümüne girerek adalet dağıtmamıştı.

Sonradan FETÖ denen çeteyle iltisakı gündeme gelen, Bakanlığı da bir anda elden giden, ama diğer iltisaklı siyasiler gibi henüz bir soruşturma konusu yapılmayan eski bir Adalet Bakanı gibi, bir kimseyle ilgili görüş beyan ederken aklına ilk gelen şey mezhebi olmamıştı hiçbir zaman.

O ve onun zihniyetinde olanlar için O önce 'Alevi bir Hâkimdi'.

O zihniyetin sahipleri, kendilerini memnun etmeyen bir karar veren hâkim Aleviyse akıllarına ilk gelen mezhebi olurdu nedense... O veya başka Alevi hâkimlerin lehlerine verdikleri, hoşnut kaldıkları kararları ise görmezden gelmeyi de pek iyi bilirlerdi.

Bilinçaltlarındaki yerleşik önyargı budur çünkü. Zannederler ki, herkes meselelere kendileri gibi önce din, mezhep penceresinden bakar.

Abuzer Kara ve benzerleri; bir zamanlar yoldaşlık yaptıkları, ama günü gelince mutlak Devlet iktidarını 40 yıllık CİA projesi kapsamında bir darbeyle ele geçirmeye kalkışan Fetullahçı çetenin önemli ölçüde etkisiz kılınması sonrasında Devlet ve yargı içinde palazlanan, aslında amaçları Fettullahçı çete gibi şer'i esaslara dayalı yeni bir devlet işleyişi ve düzeni kurmak olan farklı türev cemaatçi, tarikatçı ihanet çetelerinin ve uşaklarının hedef aldığı demokratik, laik, üniter, hukukun üstünlüğüne, insan haklarına dayalı çağdaş Cumhuriyetin anayasal kurum ve kurallarının varlığını ve idamesini öncelikli ilke edinen, biat etmemiş ve etmeyen hâkim-savcıların, zamana yayılarak dikkâtlerden kaçırılan tasfiye operasyonunun son mağdurlarındandı.

Yapılan haksızlığı, kalleşliği, kindarlığı; dostlarından, sevdiklerinden ayrı kalmayı ve yalnızlığı o hassas yüreği daha fazla kaldıramadı.

Abuzer çok okurdu, felsefe ve düşüncelerinin derinliği şaşırtırdı bazen insanı. Çok iyi konuşamazdı yalnız, biraz sabır gösterip dinlemek gerekirdi O'nu. Zaten, anlatmak ve anlaşılmak da pek umurunda olmazdı. Herkesi olduğu gibi çok güzel kabul ederdi.

Onu bir gün dahi tanıyan çok sevmişti. Onunla tanışmış, ama birbirlerini tanımayan birçok kimseden duyduğum bir şey vardı:

'O zamane dervişiydi.'

Çok acılar, sıkıntılar yaşamıştı geçmişte. En başta 4 kardeşinin ölüm acısı vardı yüreğinde.

Kimseyle kavgası, husumeti, kini, nefreti olmamıştı, olmazdı.

O Adalet Bakanı'nın kendisiyle ilgili olarak 'olumsuz kişilik' dediğini duyduğunda, kahkahayla gülmüştü. Bizler de çok gülmüştük o lafa..

Belli ki o lafı, yaranmak, kararın haksızlığına kendince gerekçe yapmak için sarf etmişti. Gülünmeyecek gibi değildi ki... 'Olumsuz kişilik' Abuzer Hâkim için söylenebilecek son laf bile değildi çünkü..

Dile getirmediği bütün acılarına, kederlerine rağmen, her zaman, her an olumlu, sevgi dolu bir enerjisi vardı. Bir tek kez dahi olumsuz konuştuğu, tepki verdiği görülmemişti. Kendisini yıkan bu atamayı bile sessizce karşılamıştı. 'Olur öyle şeyler' demişti.

Onu tanıyıp da sevmeyen bir tek insan gösteremezdiniz.

Memleketi Malatya Doğanşehir'deki cenaze törenine, bir avuç dostu katılabilmişti. Gelemeyenler de yürekleriyle katıldı bu son vedaya..

Ordu'da çok kısa bir süre çalışmasına, yaşıtı bir arkadaşı olmamasına rağmen, oradaki meslektaşları, adalet emekçileri de onu çok sevmişti.

Herkes gittikten sonra dostları olarak onunla mezarı başında bile sohbet ettik.

Abuzer, sevdiği dostlarıyla aynı mezarlığa gömülüp dostluklarını orada da sürdürme hayali kuracak kadar dost canlısı, sevgi dolu bir yüreğe sahipti.

Onun yüreğindeki acıları taşıran son ve büyük damla oldu Ordu sürgünü.

Çok sevdiği kedisi Minik'i yanına alması da yetmedi yalnızlığın ve hayal kırıklığının yüreğinde meydana getirdiği sarsıntıyı dindirmeye..

Tayin olduğu 3 ay öncesinde herkese sevgi, saygı, mutluluk saçan o insanın bütün vücut direnci bozuldu bu 3 ay içinde, peş peşe hastalanmaya başladı ve sonunda o yaralı yüreği daha fazla dayanamadı.

Evet siz;

Kiniyle, nefretiye, sözüyle, eylemiyle, anayasal ve yasal yapı ve işleyiş dışında, gayri kanuni ve gayrı meşru çete örgütlenmesi ve faaliyetiyle, gizli kumpas ve temaslarıyla, hile ve desiseleriyle yargının üzerine karabasan gibi çökenler, bunların oyununa gelenler; bu ölüme doğrudan veya dolaylı etki ve katkısı olanlar, sakın sizin vicdanınıza sesleneceğimi zannetmeyin. Beyhude olacağını çok iyi bilirim çünkü..

Bir gün soruşturulur, yargılanır mısınız, onu da bilemem.

Ama şunu da bilin ki, yaptığınız kötülüklerin ateşi o kadar büyük ki, sıçrayıp bir gün sizleri yakmaması mümkün değildir."

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

anket ANKET

Hangi siyasiyi Cumhurbaşkanı olarak görmek istiyorsunuz?

hava durumu HAVA DURUMU